Saadet TEKİNER/Marmaris Ayşe Yücel Anaokulu
Projemizin tüm değerlerinin harmanlandığı,Her Derde Deva Masalımız:) Öğrenci ve velilerimizle etkinliğini yaptığımız en sevilen masalarımızdan:) Okuyun Her Derdinize Şifa Olsun....
HER DERDA DEVA
GünnurBir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde
köyün birinde bir yaşlı kadın yaşarmış. Yaşlı kadın kendi halinde küçük
kulübesinde yaşarmış ama köy halkı tarafından da el üstünde tutulurmuş. Çünkü
kimin bir derdi olsa yaşlı kadının kapısını çalar, mutlaka derdine bir deva
bulurmuş. Yaşlı kadın her gelene kendi elleriyle çorba yapar ve onu sunarmış. Ancak
derdi olup da gelen herkes çorbanın hazırlanmasını günlerce beklermiş. Günler
haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalamış ve böyle sürüp gitmiş. Yaşlı
kadın kapısına her kim gelirse ona kapısını açar, dinler ve derdine çare
bulmaya çalışırmış. Masal
bu ya, yaşlı kadını kıskananlarda olurmuş köyde. Acaba ne yapıyor da her derde
deva buluyor diye düşünüp dururlarmış.
Nilay
Köy halkı
düşünüp dururmuş ama bir türlü yaşlı kadının çorbasının sırrını bulan olmamış.
Aslında bu sırrın peşinde koşan da olmamış. Ancak bu durum çorbanın sırrını
merak etmedikleri anlamına da gelmiyormuş. Köyün çobanı Ali de bu merak edenler
arasındaymış. “Köyün en yaşlısı her derde deva buluyor, köy halkı sürekli onun
kapısını çalıyor ve herkese bir çare buluyor. Acaba ne yapıyor? Ne yapıyorsa
iyi yapıyor. Ancak bunun yaşlı kadına ne faydası var ki. Bu
kadar insana yardım ediyor ancak hala fakir. Ben aynısını yapsam kısa yoldan
zengin olurum” diye düşünmüş. Bundan sonra da çobanlık yapmam. Ben kesinlikle
bu çorbanın sırrını bulmam lazım” demiş.
Gülay
Çoban Ali
tüm bu düşüncelerle kıvranıp durmuş. Yaşlı kadının bu deva çorbasının sırrı
neydi diye gece gündüz düşünmüş. Düşünmüş ama bir türlü de sırrın ne
olabileceği ile ilgili hiç bir şey aklına gelmiyormuş. Her gün sabahları
kalkıyor otlağa gidiyor, hayvanları otlatıyormuş. Ancak bütün bu işlerin arasında aklı hep o
deva çorbasında imiş. Bir gece
uykusundan aniden uyanmış ve “Buldum, buldum” diye haykırmış. Annesi “hayırdır
oğlum ne buldun” diye sormuş. Çoban Ali “Bundan sonra çobanlık yapmayacağım.
Kendime yeni bir iş buldum” diyerek anasına sarılmış.
Dilek
Çoban Ali sabahın erken saatlerinde hızlıca evden çıkmış. Aklında bin
türlü fikir dolaşmış durmuş. Bu sırrı çözecek ve zengin olacakmış. Bu
düşüncelerle yaşlı kadının evine doğru yol almış. Yürürken yol boyu zengin
olursa yapacaklarını düşünmüş durmuş. Sonunda yaşlı kadının evinin kapısına
gelmiş. Hemen kendine güzel bir yer ayarlamış ve oturup beklemeye başlamış. “Yaşlı
kadının bu çorbayı nasıl yaptığının sırrını çözmeye az kaldı” diye söylenmiş.
Beklemiş, beklemiş, güneşin ağaçlar arasından süzülmesiyle, ısınan havanın
etkisiyle uykusu gelmiş. “Biraz kestirirsem bir şey olmaz’ diye söylenmiş.
Zaten henüz evden de ses seda yokmuş.
Ayşin
Uykuya dalan Çoban Ali kapı sesi ile kendine gelmiş. Birden irkilerek
yerinden fırlamış. Yaşlı kadın elinde torbası evinden çıkmaya hazırlanıyormuş.
Tamam demiş heyecanlanarak, sırrı çözmenin zamanı geldi. Zengin olmama az kaldı
diye düşünmüş çoban. Kendine gelerek yaşlı kadının ne yaptığını izlemiş. Elinde
torbasını sıkıca tutan yaşlı kadın bahçede yaktığı ateşe biraz daha odun
koyarak yola koyulmuş. Köyün yakınlarındaki ormana doğru gitmeye başlamış.
Çoban Ali durur mu. Hemen yaşlı kadının ardından yürümeye başlamış. Yaşlı kadın
ormanda bulduğu çeşitli bitkileri toplayıp elindeki torbasına özenle yerleştirmiş.
Çoban Ali ise olan bitene anlam vermeye çalışmış. “Ne yapıyor bu yaşlı kadın
acaba” diye düşünmüş.
Özge
Aradan ne
kadar zaman geçti bilinmez, yaşlı kadının elindeki torba otlarla doluvermiş. “Artık
eve dönme zamanı” diye düşünmüş yaşlı kadın. Bir ağacın arkasında saklanan
çoban Ali de artık ormanda koşuşturmaktan çok yorulmuş. Ama yine de pes
etmemiş. Çünkü bu işin sonunda zengin olmak varmış. Bu düşüncelerle yeniden
yaşlı kadının ardından yola koyulmuş. Bir kaç saat sonra her ikisi de eve
ulaşmış. Çoban Ali hemen saklanmak için bir yer bulup beklemeye başlamış. Yaşlı
kadın topladığı bitkileri torbasından çıkarıp, yanan ateşin üzerine bir kazan
koymuş. Topladığı bitkilerle güzel bir çorba yapıvermiş. Çoban Ali şaşkınlıkla seyretmiş olan biteni. “Demek
ki yaşlı kadın ormandan çeşitli bitkiler topluyor, sonra onları çorba yapıyor
ve gelen gidene bu çorbayı veriyor. Demek ki her derde deva olan çorbanın sırrı
buymuş. Böyle bir şey nasıl olur” diye düşünmüş. Mutlaka sihirli çorbanın
tarifini ele geçirmek için planlar yapmaya başlamış.
Tansu
Yine bir
gün yaşlı kadını takip etmiş ve onun topladığı otların aynısını kendisi de
toplamış. Benzer şekilde yaşlı kadın çorbayı nasıl yapıyorsa aynı şekilde
kendisi de otlardan çorba pişirmiş. Pişirdiği bu çorbayı köy halkına deva
çorbası olarak tanıtmış ve bütün köy halkını köyün meydanına toplayarak
dağıtmış. Üstelik çorbayı almak ve içmek için beklemelerine de gerek yokmuş.
Her gün yaşlı kadının çorba tarifine göre hazırladığı çorbayı dağıtır olmuş.
Bir taraftan da “Otları toplamak kolay, pişirmek kolay neden köy halkı beklesin
ki” demiş. Buna köy halkı da onay vermiş. Yaşlı kadının kapısında günlerce
bekleyip bir kase deva çorbası almak isteyen köy halkı artık hiç beklemeden
deva çorbasını elde edebiliyormuş.
Saadet
Artık
kimse yaşlı kadının kapısını çalmamış, köy meydanında zaten çorbayı rahatlıkla
beklemeden alıyorlarmış. Üstelik çoban işi daha da ileri götürmüş ve çorbayı
ücretle vermeye başlamış. Köy halkı yaşlı kadını öyle unutmuş ki çorbaya ücret
bile vererek alır olmuş. Çobanın fikri başkaları tarafından da onay almış.
Birbirlerine para ile deva reçeteleri vermeye başlamışlar. Bu işi artık alış
verişe ve para kazanmaya dökmüşler. Ancak günler aylar geçmiş, köyde
huzursuzluklar, hastalıklar artmış. Köy halkı artan hastalıklar yüzünden ne
yapacaklarını şaşırmış. Bir araya gelerek tekrar yaşlı kadının kapısını çalmaya
karar vermişler. Toplanarak yaşlı kadının kapısına gelmişler ve durumu
anlatmışlar. Yaşlı kadın gülümseyerek iki gün sonra gelmelerini söylemiş. Köylü
anlam verememiş ama iki gün beklemiş ve iki gün sonra tekrar yaşlı kadının
evinin önünde toplanmışlar. Yaşlı kadın bahçesinde yine otlardan çorba
yapıyormuş. Tüm köy halkına çorbasından birer kase vermiş ve köy halkının
hastalıkları, huzursuzlukları azalmaya başlamış.
Bilgin
Çoban artık gelmeyen ve çorbasından almayan köylüyü merak
etmiş. Ne oldu acaba demiş. Köy halkı artık kendisinden çorba almayacaklarını,
çorbanın dertlerine deva olmadığını söylemiş. Çoban nasıl olur aynı otları
topluyorum ve aynı şekilde pişiriyorum demiş. Çoban ne yapacağını şaşırmış.
Hemen yaşlı kadının evine gitmiş. Acaba yaşlı kadın çorbanın tarifini mi
değiştirdi diye düşünmüş. Yaşlı kadının çorbayı yapışını izlemiş. Evet aynı
şekilde yapıyormuş, peki ama neden kendi çorbası hastalıklara çare olmuyormuş
diye söylenmiş. Soluğu yaşlı kadının yanında bulmuş. Ona yaptıklarını bir bir
anlatmış. Yaşlı kadın gülümsemiş ve “Evlat çorbanın tarifi önemli değil önemli
olan içine koyduğun samimiyet. Sevgi ve samimiyetle her işini yapmalısın. Beklenti
ve menfaatle yaparsan o işin içinde
samimiyet olmaz. Yapmacıklık ve
menfaatle ise deva bulunmaz. Ne kendine
faydan olur ne de başkasına” demiş.

Böyle böyle pekiştireceğiz genç neslimizde insani vasıfları. Çok teşekkürler.
YanıtlaSil